Feminizm, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, LGBT ve İstanbul Sözleşmesi Dörtgeni – Bölüm 2

Feminizmin bir üst basamağı olan Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE), kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü ayrımcılığın her yerde sona erdirilmesi başka bir deyişle kadın ve erkek eşitliğini sağlama amacıyla ortaya atıldığı iddia edilen bir teoridir. Başta kulağa ne kadar adil ve masum gelse de toplumsal cinsiyetin ifade ettiği asıl anlam doğuştan gelen cinsiyetlerin yok sayılmasından ibarettir. Peki Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin feminizmin bir üst basamağı olması ve cinsiyetsizlik ideolojisiyle ilgisi nedir? Feminizm, temelde kadınların eşitlik adına birtakım haklar elde etme dolayısıyla cinsiyetten doğan farklılıkları ortadan kaldırma mücadelesidir. İşte TCE ideolojisiyle beraber bir sonraki aşama olan “cinsler arasındaki farkların tamamen ortadan kaldırılması” süreci devreye giriyor. Meseleyi biraz açalım. Dünyaya kız olarak gelen bir bireyi ele alalım. Toplumsal cinsiyet teorisyenlerine göre bu bireyin kız olmasının asıl sebebi biyolojik anlamda kız olarak dünyaya gelmesi değil toplumun dayatmalarıdır. Peki bu dayatma nasıl gerçekleştiriliyor? TCE ideolojisine göre toplumsal cinsiyeti önce aile sonra da toplum öğretir. Örneğin söz konusu kız çocuğu dünyaya geldiğinde ailesi tarafından kendisine kız isminin verilmesi cinsiyetin toplum tarafından belirlenmesinin ilk aşaması sayılmaktadır. Yine bu çocuğa sokakta oynarken yanına gelen birisinin onun başını okşayarak “ne kadar sevimli bir kız” demesi, bu kızın ailesinin “aferin kızım”, “sevimli kızım” gibi ifadelerle o kızla iletişim kurması, bu kıza hediye olarak “oyuncak bebekler”in, kızlara özgü kıyafetlerin alınması bu bireyin kendini kız olarak tanımlamasına sebep olmaktadır. Eğer bu müdahaleler olmasa ilerleyen yıllarda cinsiyetimizi değiştirebileceğimizi öne sürmektedirler. TCE teorisyenlerine göre bir kız çocuğunun veya buna benzer aşamalardan geçen bir erkek çocuğunun toplum tarafından maruz kaldığı bu durumlar çocuğa yapılan zulümlerdir. Dolayısıyla TCE teorisyenleri fiziki, psikolojik veya davranışsal farklılıkları yok sayarak dünyaya gelen bebeklerin birbirinden farksız olduğunu ve eğer ailenin ve toplumun öğretileri olmasa bu bireyin ilerleyen yıllarda cinsiyetini değiştirebileceğini öne sürmektedir. Cinsiyetin bir dayatma olduğunu iddia eden TCE teorisi, bu sözde toplumsal baskılardan kurtulmak için bireylere de cinsiyet değiştirmeyi önermektedir. Ancak bu noktada sorgulanması gereken birkaç ilginç nokta var. İlki cinsiyet değiştirme önerisi sadece bir öneri olarak kalmıyor bunun için geniş bir teşvik ağı kurulmuş durumda hem de dünyada milyonlarca aç insan varken milyonlarca dolar akıtılan bir teşvik ağı… Diğer ilginç nokta ise cinsiyet değiştirilmesi noktasında yapılan öneri ve teşviklerin daha çok çocukların etrafında yoğunlaştırılmış olması. Söz konusu teşviklerin ülkemizde ve dünyada ne tür uygulamalarla hayata geçirildiğine bir göz atarak bunun sebeplerini sorgulayalım.

Eğitim dünyasında UNICEF ve British Council ile iş dünyası ve toplumsal hayatta BM Nüfus Fonu ve İsveç’le birlikte aşılanmak istenen TCE ideolojisinin Türkiye’deki bayraktarlığını yapan Koç Holding’in hazırlamış olduğu “İletişimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi” adlı rapora göre biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki ayrım ortaya konuluyor. Buna göre “Biyolojik cinsiyet doğuştan gelen biyolojik ve fizyolojik özelliklerdir. Toplumsal Cinsiyet ise değiştirilebilir” deniliyor. Genel itibarıyla bakıldığında kadın ve erkeğe özgü her türlü yönelimin ve toplumsal rollerin biyolojik cinsiyetle alakası olmadığı iddia ediliyor. İlerleyen satırlarda da göreceğiniz üzere TCE aslında kadın ve erkeği aynılaştırma çabasıyken biyolojik farklılıkları da yok sayan bilime aykırı bir anlayışa dönüşüyor. Bunu daha iyi anlamak için dünyadaki örneklere de bir göz atalım.

TCE ideolojisine göre cinsiyetin toplumun dayatmasıyla oluştuğunu söyledik. Eğitim dünyasında da bu sözde dayatmaları yıkmak için somut adımlar atılıyor. Cinsiyetsizlik projesi ilk olarak İsveç’te bulunan Egalia (Eşitlik) ve Nicolaigården adlı okul öncesi eğitim veren iki okulda hayata geçirilmiştir. Bu okullar cinsiyete dayalı zamirleri reddediyor yani çocuklara kız veya erkek olduklarına dair herhangi bir ifadeyle (kız/oğlan) hitap edilmiyor. Bunun yerine çocuklara arkadaş veya çocuk gibi hitaplarla seslenilirken ayrıca cinsiyet ifadesi içermeyen ve Türkçe’de “o” anlamına gelen “hen” zamiri kullanılıyor. Tüm bunların amacını çocukları belirli cinsiyet kalıplarına hapsetmemek olarak tanımlıyorlar. Okulda kullanılan kitaplarda bildiğimiz anne-baba yerine eşcinsel çiftler kullanılmaktadır. Bu eğitim modelinin Türkiye’deki yansımalarına İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili olan bölümde yer vereceğiz. Verilen bu eğitim şeklinin biyolojik olarak farklı özelliklere sahip iki farklı cinsi biyolojik farklılıkları göz ardı ederek aynı kalıplara soktuğu ve çocuklardaki cinsiyet algısını yıktığı gözden kaçmamalıdır.

İsveçli psikiyatrist ve yazar David Eberhard ise biyolojik farklılıkları reddeden ve iki cinsiyeti aynı kalıplara sokmaya çalışan bu eğitim modeline karşı şunları söylüyor;

Bu, çocuklar küçük olduğu esnada işe yarayacak bir tür beyin yıkama ve kısa vadede bunu benimseyeceklerdir. Ancak normal bir okula gittiklerinde ve bir dini tarikat içinde yaşadıklarını fark ettiklerinde ne olacak? Bu kişiler, kadınlarla erkekler arasında fark olmadığını söyleyen dini-ideolojik bir tarikat üyesi ve bunun bilimle hiçbir alakası yok.

Cinsiyetsizleştirme çalışmalarının büyük şirketlerdeki yansımasına bakmak gerekirse giyim sektöründeki bazı şirketler kıyafetlerindeki kız ve erkek etiketlerini kaldırıyor, oyuncak mağazalarında kız/erkek ayrımı yapılmazken reyonlarında sadece oyuncak türlerini belirten tabelalar kullanıyorlar. Medya ayağında yapılanlar ise daha çarpıcı.

2012 yılının Ocak ayında BBC, “All About Trans” (Translar Hakkında Her Şey) adlı bir medya kuruluşu tarafından yönetilen “Trans Kampı” adlı bir aktiviteyi finanse etti. Bu aktiviteyle ilgili konuşan Susie Green şunları söyledi: “İnsanlar trans çocukların varlığının farkında değiller. Bunu nasıl değiştirebiliriz?” BBC’nin ayrıca sitesinde görüldüğü üzere asıl odaklandıkları kesim trans çocuklar. Bu açıklama ve çalışmalardan sonra “doğuştan bu şekilde doğan çocuklar düşünülüyor” şeklinde iyi niyetli düşüncelere kapılıyor olabilirsiniz ancak ilerleyen satırlarda göreceğiniz üzere bunun sadece bir kılıf olduğu anlaşılacaktır.

2014 yılının Kasım ayında yine aynı kurum olan “All About Trans”, BBC ile olan ilişkilerini devam ettirmiş ve 6 ila 12 yaş çocuklara hitap eden BBC’ye bağlı CBBC kanalında I’m Leo (Ben Leoyum) isimli bir belgesel başlamıştır. 13 yaşındaki bir çocuğun seriler halinde anlatılan hikayesinde çocuk, kız olarak dünyaya gelmiş ancak kendisini erkek olarak hissetmekteymiş. Belgesel Leo’nun dönüşüm serüvenine odaklanıyor. Programın verdiği ana mesaj ise cinsiyeti hakkında sorgulamaya giden veya herhangi bir şekilde cinsiyetine uygun davranmayan bir birey için tek çıkış yolunun transseksüel olmak olduğuydu. Buradaki herhangi bir şekilde cinsiyetine uygun davranmayan ifadesi çarpıcı çünkü yapılan araştırmalar cinsiyetine uygun davranmayan çocukların yüzde 80’inin ergenlikten önce bu davranış kalıplarından çıktığını ortaya koyuyor. Ancak TCE teorisyenlerine göre bu durum cinsiyet değiştirmek için yeterli bir sebep olarak görülmektedir. Söz gelimi erkek çocuğun oyuncak bir kız bebekle oynaması veya kız çocuğun erkeklerle oyun arkadaşı olması bu çocuğun yanlış bedende olduğunu kabul etmek için yeterli görülmektedir. İlerleyen satırlarda da BBC’nin bunun gibi manipülatif yollarla çocukları nasıl cinsiyet değiştirmeye ikna etmeye çalıştığını okuyacaksınız.

Yine 2014 yılında BBC Radio 4’te “Just A Girl” (Sadece Bir Kız) adlı bir program başladı. Bu programda ise Amy adında bir çocuğun cinsiyet değişim sürecine odaklanılıyor. Programın tanıtımında ise Amy’nın yanlış bedende doğduğundan bahsediliyor. Bu programda daha sonra birçok yerde olduğu gibi küçük çocuklar Amy üzerinden “hormon bloklayıcı ilaçların” kullanımına teşvik ediliyordu.

2016 yılında BBC 10 yaşında başka bir çocuğun hikayesini anlattı. Bu programda bir ailenin birkaç ay boyunca kızlıktan erkekliğe geçiş yapan çocuklarına destek olması konu edildi. Programa göre erkekliğe geçiş yapan bu çocuk kızlara özgü cinsiyet yönelimlerinin dışındaymış; Prenseslerden hoşlanmamak, bebeklerle oynamamak, erkeklerle arkadaşlık kurmak ve erkekleri rol model edinmek. Bu sıradan sebepler bir kız çocuğunun ameliyatla erkek olması için yeterli görülmüş ve çocuk geri dönüşü olmayan bir yola sokulmuştur.

2016 yılına gidiyoruz. Yine kendilerine yanlış bedende olduğu telkin edilen çocuklar hakkında yapılan BBC yapımı “Sakal Uzatmak İstemiyor” adlı bir program 10 yaşın altında kendilerini kız gibi hisseden erkek çocuklarını anlattı. Programa konu edilen çocuklardan biri şunları söylüyor: “Bu eskiden bendim, erkek olan. Ben çok uzun süre öyle kaldım ta ki kız olana kadar. Ve sonrasında mutluyum, mutluyum, mutluyum.”

Kasım 2017. BBC’de “Transgender Kids” adlı bir program başladı. Programda yanlış bedende oldukları telkin edilen çocuklara bu kez tıp uzmanları aracılığıyla karşı cinse geçişleri konusunda yardımcı olundu. 4 ila 6 yaşlarında olan çocuklar bu kez daha küçük.

BBC yapımı tüm bu programlarda çocuklara manipülatif yöntemlerle yanlış bedende oldukları telkin edilmiş, duygusal destek alma konusunda ebeveynler yerine “Gökkuşağı ailelerine” başvurmaları tavsiye edilmiştir. Yine de cinsiyet değiştirme konusunda kafası karışık olan çocuk, öğretmenleri veya ebeveynleri tarafından cinsiyet değiştirmekten vazgeçmeye meylettirilirse, BBC tarafından yapılan bu yapımlarda hormon bloklayıcı hap ve cerrahi müdahaleyle tüm sıkıntıların geçeceği fikri aşılanıyor. Çocuklara ayrıca yasalar yoluyla da kolaylık sağlanıyor. Örneğin Kaliforniya eyaletinde 12 yaşındaki çocukların cinsiyet değiştirme ameliyatlarından alınan vergiyi kaldıran yasanın kabul edildiği iddia ediliyor (teyide muhtaç bilgi). Yani 12 yaşındaki çocukların evlenmek gibi hayatlarını etkileyecek kararları tek başlarına alamayacağı düşünülürken cinsiyet değiştirmek gibi bir kararın sorumluluğu onlara veriliyor. 2015 yılında Belçika’da çocuk yaştaki bireylerin cinsiyet değiştirme taleplerinde artış olduğu bildirildi. İşin çarpıcı yanı talepte bulunan 10 çocuktan 8’i bu taleplerinden vazgeçiyor. Bu da medya ve çeşitli çalışmalar yoluyla çocukların nasıl etki altına alındığını ortaya koymaktadır.

Medya yoluyla empoze edilen Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) çalışmaları genel olarak bu şekilde. Toplumsal hayatta ise TCE dayatmalarına dair birkaç örneğe bakalım. Örneğin Virginia’daki West Point Lisesi’nde Fransızca öğretmeni olan Peter Vlaming bu dayatmaların mağdurlarından. 2018 yılında Peter Wlaming kız olan transseksüel öğrenciye, öğrencinin tercih ettiği “he” zamiriyle hitap etmediği için işinden kovuldu. 2017 yılında Kaliforniya Valisi Jerry Brown bir hastanın tercih ettiği cinsiyeti reddeden sağlık uzmanları için hapis cezası teklif eden mevzuatı imzaladı. 2015 yılında New York İnsan Hakları Komisyonu tarafından yayınlanan kılavuz ilkelere göre transseksüel işçiler ve kiracılar ile kasten yanlış zamiri (he zamirini tercih eden kadına she demek gibi) kullanan işverenler, ev sahipleri ve işletme sahipleri 250 bin dolarlık para cezasıyla karşı karşıya kalabilecek. 2018 yılında Fairfax City School müfredatına “biyolojik cinsiyet” ifadesi yerine “doğumda atanan cinsiyet” ifadesini koydu. Artık biyoloji bilimine aykırı olsa da biyolojik cinsiyetin bir anlam ifade etmediği, kendini kadın olarak tanımlayan bir erkeğe “erkek” demenin ya da kendisini erkek olarak tanımlayan bir kadına “kadın” demenin ağır yaptırımları olduğu günler çok yakın.

Gerek medya gerekse de kanunlar yoluyla TCE çalışmalarının toplumda birtakım yansımaları olmuştur. Texas’ta yaşayan James adlı 6 yaşındaki bir çocuk, annesi tarafından zorla kız yapılmak isteniyor. Çocuk erkek gibi hissediyor ve erkek olarak kalmak istiyor. James’in babası, annenin bu hastalıklı talebine karşı gelerek velayeti üzerine almak istiyor ancak anne buna izin vermediği gibi mahkemede babanın çocuğu istismar ettiğini, onun çift cinsiyetli olduğunu kabul etmek istemediğini iddia ediyor. Mahkeme anneyi haklı bularak babayı çocuğun hormon tedavisini ve terapi ücretini karşılamakla cezalandırıyor. Sonuç olarak anne, James’e kız kıyafetleri giydiriyor, sonrasında onu ameliyatla kız yapmak ve ona Luna ismini vermek istiyor.

Bir diğer olay Brezilya’dan. Brezilyalı lezbiyen bir çiftten biri 9 yaşında erkek bir çocuğa sahipti. Sahipti diyorum çünkü tıbbi gözetim olmaksızın çift tarafından yapılan acemice bir cinsiyet değiştirme operasyonu sonrasında çocuk bir yıl boyunca fiziksel ve zihinsel travma yaşadı, ardından uykusunda bıçaklanarak öldürüldü. Kadınlar verdikleri ifadede “bir tür cinsiyet değiştirme ameliyatı yapmaya çalıştıklarını ve penisi çıkardıktan sonra, sakatlanan bölgeyi diktiklerini” söyledi.

Sıradaki olay Amsterdam’da. Talitha Kriebel isimli bir anne, biyolojik olarak erkek olarak doğan 5 yaşındaki Lanu-Skylar isimli erkek çocuğunun “hiçbir zaman karnımda bir bebek taşıyamayacağım” diye ağladığını söyledi. İki buçuk yaşında kız elbiselerine ilgi duyan Lanu-Skylar, ilerleyen süreçlerde bir kişinin biyolojik cinsiyeti ve cinsiyet kimliği arasındaki uyumsuzluk nedeniyle rahatsızlık veya stres yaşadığı bir durum olan “cinsiyet disforisi” belirtileri göstermeye başladı.

İngiltere’de bir okulda zihinsel engelli 17 öğrenci cinsiyet değiştirdi. Sayının yüksekliği nedeniyle yapılan inceleme sonucu okulda görev yapan bir öğretmenin otistik çocuklara “yanlış cinsiyettesin” telkini uyguladığı ortaya çıktı.

BBC’nin paylaştığı bir videoda bir ilkokul öğretmeninin 6 yaşındaki çocuklara bir erkeğin ağzından başka bir erkeğe aşk mektubu yazmalarını istediği görülüyor. Bu okul LGBT öğretimi ödülü kazanıyor.

Austin yakınlarında yaşayan 9 yaşındaki bir kız, Drag Queen olarak sahne alırken sevgi mesajı paylaşıyor.

2017 yılında ELLE markası kendi youtube kanalı üzerinden “Meet the 8-Year-Old Boy Who Transforms Into a Drag Queen Named Lactatia” adlı bir video paylaşıyor. Bu videoda 8 yaşında kadın görünümünde olan bir erkek çocuğu görüyoruz. Drag Queen olarak tanıtılan Lactatia isimli bu çocuk verdiği bir röportajda da şunları söylüyor;   

“Bence herkes istediği her şeyi yapabilir. Eğer aileniz bundan rahatsızsa yeni bir aile bulursunuz. Arkadaşlarınız rahatsızsa yeni arkadaşlar bulursunuz.”

“Eğlence veya moda için genellikle abartılı feminen tavırlar benimseyerek kadın kıyafetleri giyen kişi” olarak tanımlanan Drag Queen kavramına, neden çocuklar üzerinden hayat verildiği sorgulanması gereken önemli bir mesele. Bu meseleyi önemli kılan bir diğer örnekse “Desmond Napoles” adındaki bir çocuğun yıllar içinde geçirdiği değişimdir. 2 yaşında ailesinin teşvikiyle eşcinsellerin yürüyüşlerine katılan Napoles küçük yaşlardan itibaren barlarda Draq Queen olarak sahne almaktadır; bir nevi zenne, erkek travesti daha doğrusu pedofililerin şehvet aracı. Bugün 14 yaşında olan Desmond, LGBT örgütlerinin de desteğiyle kısa zamanda çocuklara örnek olarak sunulan bir ikon haline getirildi. GMag isimli LGBT sitesi Desmond’ın verdiği bir röportajı yayınladı. Röportajda Desmond; “Eğer ebeveynleriniz eşcinsel olmak kötüdür ya da günahtır derlerse onlara aldırmayın ve beni sevmiyorsanız ben de giderim deyin. Eğer şehrinizde LGBT dernekleri varsa size yardım edebilirler” diyerek çocuklar için ne kadar tehlikeli bir örnek olduğunu gösteriyor. Henüz reşit olmayan ancak evlense büyük eleştirilere uğrayacak, Türkiye’de olsa o yaşta evlendiği için hapse girecek bir çocuk 2 yaşındayken eşcinsellerin yürüyüşlerine götürülüyor, Times Meydanı’ndaki billboardlarda yayınlanan fotoğrafında FBI tarafından tespit edilen ve Wikileaks belgelerinde yer alan pedofillere özgü olduğu iddia edilen bir sembol yüz kısmında yer alıyor,

10 yaşındayken Independent, kendisi hakkında yaptığı bir haberde Desmond’dan child (çocuk) olarak değil a young boy (bir genç) olarak bahsediyor ve tüm bunlar olup biterken otistik olan Desmond otizm tedavisi görmeye devam ediyor. Bu noktada Desmond Napoles isimli çocuğun gerek yaşı gerekse de sağlığı itibarıyla ne kadar irade sahibi olduğunu sorgulamak gerekiyor. Tabii tüm bu yaşananlara ailesinin ses çıkarmamasının sebebi ailesi tarafından Desmond adına toplanan bağışlar olabilir.

               Artık bu olayların ışığında kısa bir toparlama yapmak gerekmektedir. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği kavramı vicdani ret kavramına benzer. Nasıl ki askerliğe karşıyız denildiğinde bunun toplumda bir karşılığı olmayacağı gibi “insanların cinsiyetsiz olmasını savunuyoruz, pedofilinin yolunu açmak istiyoruz” denildiğinde de bir karşılığı olmayacaktır. Bu yüzden kadın erkek eşitliğini savunuyoruz denilerek TCE eşitliği kavramıyla ortaya çıktılar. Eğer amaç gerçekten kadın erkek eşitliği olsaydı öyle derlerdi. Bugün “netflix’te eşcinsel sahneler izledim diye eşcinsel mi oldum” veya “yapılan bu TCE çalışmalarıyla çocukları eşcinsel yapmıyorlar, eşcinsellerin haklarını savunuyorlar” şeklinde argümanlar ortaya koyanlar aynı zamanda televizyonda kadına şiddet sahneleri gösterildiğinde “insanlar buna özendiriliyor” diye tepki gösterenlerdir. İnternette geleceğin “Drag Queen”lerini yetiştirmek için kurulan “Drag Kamplar” hakkında kolayca bilgiler bulup çocukların eşcinselliğe nasıl özendirildiğini öğrenebilirsiniz. Zaten verdiğimiz örneklerde olduğu gibi çocuklardaki cinsiyet algısının yıkılması çocukları eşcinselliğe yöneltmek maksadıyla yapılmaktadır. Bunun yanı sıra çocukların bu şekilde istismar edilmesi ve yetişkinleştirilmesi hakkında Neil Postman’ın yaptığı bir çalışmayı inceleyebilirsiniz. Bu çalışmadan kısaca notlar aktarmak gerekirse Postman’a göre televizyon ve internetle birlikte elektronik medyanın gelişimi her şeyin herkese farklılaştırılmadan aynı biçimde sunulmasına ve nesiller arasındaki farklılığın ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Öyle ki bu mecralarda insanlara sunulan yemek ve giyim tarzları; çocuklarla yetişkinler arasında bir sınır olan alkol tüketiminin, uyuşturucu kullanımının, cinselliğin ve kriminal eylemlerin sansürsüz aktarılması çocukları adeta küçük yetişkinlere dönüştürmüş durumda çünkü çocuklar kendilerini bu uyaranlara karşı koruyabilecek gelişime sahip değildir. Erkek ve kadın kıyafetleri arasındaki farkın giderek yok olduğu günümüzde artık yetişkin ve çocuk kıyafetleri arasında da fark giderek azalmaktadır. Çocukları yetişkin gibi giydirip, yetişkin davranışları ve yetişkin makyajıyla insanların önüne çıkaranlar “Minik Mankenler Büyüklere Taş çıkarttı” başlıklı haberlerle de medya tarafından desteklenmektedir. Koton markasının çocuklara yönelik reklamlarında ise “Tarzı Olan Çocuk” ve “Çocuk Kafası Çocuk Modası” gibi sloganlar kullanılmaktadır. 10 yaşındaki Kristina Pimenova isimli çocuk 4 yaşından beri bazı dünyaca ünlü markalar için mankenlik yapmakta medya tarafından “Takipçi Sayısı 2 Milyonu Aştı”, “Dünyanın En Güzel Kızı”, “Yetişkin Mankenler Kadar Para Kazanıyor” şeklindeki haberlerle desteklenmektedir. İşte tüm bu yaşananlar çocukların çocukken yetişkinleşmesine ve arzu nesnesi olarak sunulmasına neden olmaktadır. Şimdiye kadar basettiğimiz medya ve sivil toplum kuruluşları çocukların kolaylıkla ulaşabildiği milyonlarca müstehcen site, online oyunlardaki erotik kadın figürleri ve müzik kanallarında 18 yaş altı çocukların oynadığı müstehcen klipler hakkında aynı duyarlılığı göstermemekte, çocukların kadın-erkek algılarının yok edilmesine göz yummaktadır.

kafatolog

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  • https://ip169.ozelip.com:10977