Günümüzün Vazgeçilmez Aşkları

Zamanın aşkları da biraz alışverişe benziyor. Sen ne verdin, sen ne aldın hesabı ortada dönüyor. Ayrılırken herkes eteğinde ki taşları döküyor ve o çok âşık iki insanoğlu düşmana dönüşüveriyor. Kolay değil birini sevmek. Sevmek dediysem görünenin ötesindeki o muazzam duygudan bahsediyorum. Vefayı, cefayı, sefayı her şeyi ile birini sevmek benim kastettiğim. Yoksa tabi ki hepiniz o kişiye âşıksınız o konuda ne söyleyebilirim.

Aile dışında karşılıksız ilişki yok gibi, Herkeste bir beklenti. Sonunda üzülen yine insan oluyor. Ayrılık kaçınılmaz acı sonumuz gibi. Biz insanoğlu ne sevmeyi biliyoruz ne sevilmeyi. Yoksa bu kadar insan yaşadığı ilişkinin arka planında kendine bile itiraf edemediği değersizlik hissini alt etme, kıskançlık adı altında üstünde uygulanan baskıyı sevgi zanneder miydi? Birini çıkarsız ya da koşulsuz sevmeyi bilmiyoruz. Egoist duygularımızı okşayacak kişiler ile birlikte olup bazen bencilce davranıp insanların duygularını sömürebiliyoruz.

Sevgi duygusu insanın hamurunda, özünde olan bir his. Aslında bir kişiyi sevdiğinizde hissettiğiniz özünüzde sizinle yaratılan sevginin ufak zerresi sadece. Özümüzde bulunan, bizimle beraber yaratılan bu duyguyu yaşayamamak, ya da yaşadığımızı zannederken ayaklar altına almakta insana özgü bir kabahat.

Eğer aşka düştüyseniz hesabı bilmeniz bir yerde şart oluyor. Taktikler veriliyor, planlar yapılıyor. İlk kim pes edecek, adım atacak heyecanı başlıyor… E, günümüzde buna flört deniliyor. Hayatta ki bütün ilişkiler alışveriş üzerine kurulu ama konu aşk olunca insan duygularını da çıkmaza sokuyor. İnsan aslında severken bile kendini düşünen bir varlık. Kendinizi iyi hissettiğiniz kadar sevip, karşılığında bir o kadar da sevilmek istememiz ondan. Fark ettiyseniz ayrılık acısı çeken birinin ağzından çıkanlar hep aynıdır. “ben onu çok sevmiştim ama.”. “Onun için neler yapmıştım…” ee hani âşıktınız… Ya hu âşık insan ‘ben’li cümle kurabilir mi? Galiba ayrılık acısı çekenlerin üzüldüğü nokta yaptıkları yatırımın heba olması…


Demiştim yine tekrarlıyorum. Biz ne sevmeyi biliyoruz ne de sevilmeyi biliyoruz, 21. yüzyılın tüketen insanoğluyuz… Kaynağı içimizde olan sevgiyi bile dışarıda bir yerlerde arıyoruz, ötesi var mı?.. Sosyal medyada meşhur olan Mevlana sözlerini beşeri aşkımıza alet ediyoruz… Manasını bilmeden fütursuzca konuşuyoruz, haykırıyoruz. Bizim bile anlamadığımızı bir başkasının anladığını zannediyoruz, ne çok yanılıyoruz. Önce o muazzam duygusu değersizleştirip ayaklar altına alıyoruz sonra ben aşka inanmıyorum ki diye birinin bize bunu kanıtlamasını bekliyoruz.

İlla o muazzam duyguyu yaşamak istiyorsanız bir insanın aklının aydınlığına hayranlık duyun yüreğinin enginliğine âşık olun, bunların ötesi sadece uyanık iken görülen düşten ötesi değil maalesef. Aksi halde amorti mutluluk ile sadece günümüzü geçiriyoruz.

Kendi adıma beşeri aşk bir yana ilahi aşka ulaşmak isterdim. Sanatı bırakıp sanatçının sırrına ermek… Meğer sanatını bilmeden sanatçıyı sevemezmişiz… Meğer kulu sevmeyi bilmeyen Hakk’a da ulaşamazmış. Döndük mü yine başa.

Fikrimi merak edecek olursanız siz kimseyi Yusuf Hayaloğlu’nun umutsuzca haykırdığı gibi ‘Belki yaslanırdın bana mahpusta duvar olsaydım” diyecek kadar sevmeyin bence. 
Benden söylemesi.


cevizvaryersen

  • https://ip169.ozelip.com:10977