Kazanma Arzusu ve Beth Harmon : The Queen’s Gambit İncelemesi

Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren bir dizi The Queen’s Gambit. Dizi aslında Walter Tevis’in aynı isimdeki romanından uyarlanmış.

Dokuz yaşında satranca özel bir ilgisi olduğunu keşfeden Beth Harmon’un kazanma arzusuyla tanışması ve kendini keşfetmesiyle başlıyor hikâye. İzlerken verilen flashback’ler ise geçmişe açılan bir kapı görevi görüp karakterimizi yavaş yavaş tanımamızı, onu anlamaya çalışmamızı sağlıyor. Hepimiz hayatımız boyunca hangi konuda iyi olduğumuzu düşünür, merak eder ve bunu öğrenmeye çalışırız. İşte bu yedi bölümlük mini dizi seyirciye bunu öğretmeye çalışıyor, aynı zamanda da bizlere umut aşılıyor.

Annesini bir trafik kazasında kaybeden sorunlu dâhi Beth Harmon aile kavramından çok uzak bir şekilde büyüyor, alışık olmadığı bir dünyada kendini çırılçıplak hissediyor. Bu hislerle boğuşurken satranç ve taşlarla çevrili dünya karakterimize yeni bir kapı aralıyor.

Beth Harmon alışık olmadığı bu dünyayı keşfetmeye çalışırken Shabiel adlı hademeyle karşılaşıyor ve onu satranç oynarken görüp ardından o büyülü dünyaya kendini kaptırıyor. Hayatı boyunca bir baba figürü ile karşılaşmadığından Beth, Shabiel karakterini zihninde babası ile özdeşleştirmiştir. Artık akıl hocasını bulan karakterimiz; kazanmanın, başarılı hissetmenin hazzına erişip kusurlu bir yolculuğa çıkıp kendini daha iyi tanımaya başlıyor. Hedefi en iyi olmak olduğu için de rakiplerini büyük bir soğukkanlılık ve övünçle hezimete uğratıyor. Başarıdan başarıya koşarken ise en büyük destekçisi olan Shabiel karakterini unutuyor çünkü kazanma hazzıyla sarhoş oluyor.

İzleyici olarak dizinin yedi bölüm olması ve tam olması gerektiği bölüm sayısında sona ermesi beni çok mutlu etti. Ne eksik ne fazla, olması gerektiği gibi sürüyor ve bitiyor. Bu başarılı yolculuktan bahsedip seyirciye verilen keyfi düşünürken dizinin yönetmeni ve yapımcısına selam çakmadan geçmek olmaz.

Scott Frank ve Alan Scott bizlere Beth Harmon’u ve onun dünyasını çok başarılı bir şekilde aktarıyor. Özellikle sinematografi, mekânlar, kostümler, çekim açıları son derece detaylı ve başarılı olmuş. 60’lar dönemi çok güzel bir şekilde yansıtılmış. Seyirciye sadece iyi bir hikâye anlatılmıyor, aynı zamanda seyir zevkini yükselten detaylarla mutlu olma fırsatı veriliyor. Beth Harmon karakterinin kıyafetleri, saçları, makyajı ve dans sahneleri izlerken seyirciye tebessüm ettiriyor. Bunun yanında karakterin kusursuz biri olmaması bu diziyi çok başarılı bir hâle getiriyor zira Beth Harmon sıradan, kusurları ve büyük hataları olan bir kadın.

Bir diğer detay ise bu diziyi izlemek için satranç bilmeye gerek olmaması. Oyuncuların mimikleri, hareketleri ve bunları güzel bir şekilde yansıtmalarını sağlayan çekim teknikleri oyunun ne durumda olduğunu açıkça belli ediyor.

Dizinin başarısını arttıran bir diğer unsur ise yan karakterler ve bunların hikâyeye olan etkileri. Örneğin düzen bozan karakter olarak bilinen Jolene nerede diye düşünürken en gereken yerde önümüze çıkıyor.

Son olarak dizideki kaybedenleri de ele almak istiyorum. Borgov karakteri bir robot gibi ifadesizce hareket ederken kaybettiği zaman son derece profesyonel şekilde rakibini tebrik ediyor çünkü kaybetmeyi kazanmak kadar normal karşılıyor.

Yazımı sorunlu dâhi Beth Harmon’dan bir alıntıyla bitirmek istiyorum:

“Sadece altmış dört kareden ibaret bir dünya… Orada kendimi güvende hissediyorum.”

Kendini bir yerlerde güvende hissetmek isteyen herkese selam olsun!                   

                                                                                                                      ıvanmılınskı

  • https://ip169.ozelip.com:10977