Marco Polo

Özdeşleşme Kavramı Ve Gerçeklik

Sosyal bir varlık olan insan, sürekli bir ilişki ve iletişim içerisindedir. Doğal olarak ilişki biçimleri yer ve zamana, toplumlara, teknolojiye vb. birçok etkene bağlı olarak sürekli gelişir ve değişir. Bu devinim bazen kısa zaman dilimlerinde, bazense uzun zaman dilimlerinde gerçekleşebilmekte ve bu doğrultuda insanların sosyal yaşam biçimleri, iletişim şekilleri farklılık gösterebilmektedir.

 İnsanlar bu bağlamda birbirlerinden, betiklerden, dizi veya filmlerden, teknolojiden etrafında gördüğü veya düşlediği her şeyden etkilenirler, gelişirler ve değişirler. Değişim sözcüğü çoğu insan tarafından gelişim sözcüğü ile karıştırılıp  olumlu algılanır. Fakat değişim olumlu veya olumsuz yönde olabilir. Yaptığınız iş kötüye gidiyorsa bu da bir değişimdir ancak olumlu  değildir. İnsanların; özellikle okudukları betiklerden, izledikleri film veya dizilerden etkilenmelerinin en büyük nedenlerinden biri Freud’un ortaya atmış olduğu özdeşleşme kavramıdır denilebilir. Basitçe bakarsak Freud’a göre oğul evde güçlü bir otorite olan babayla kendini özdeşleştirir ve onun gibi olmak ister. Onu taklit eder ve en büyük kahramanı babadır. Çocuğun anne veya babayı rol model olarak alması mantığa ters düşen bir durum olarak göze batmaz. Dizi ve filmlerde de olay aynı şekilde ilerlemektedir. Temelde izleyici;  filmin hedef kitlesine göre seçilen ve kendine yakın bulduğu başkahraman ile özdeşleşir ve bir yerden sonra bu özdeşleşme en üst seviyeye çıkar. İzleyici kendini başkahraman ile özdeşleştirir ve o andan sonra her izleyici kendini başkahraman olarak görür ve bu şekilde  izlemeye devam eder. Bu olay gerçekleştikten sonraki zamanda başkahramanın başarısı ya da başarısızlığı izleyicinin kendi başarısı ve başarısızlığı ile eşdeğer konuma gelir. İnsanları bu kavram olmadan iki veya iki buçuk saat üstünde bir takım görüntülerin döndüğü bir perdeye baktıramazsınız. Ama gerçekte izlenilen şey yalnızca bir filmdir. İnsanlar başta bunun farkında olsa bile daha sonra kendini kaptırır ve düşsel gerçekliğin içinde kaybolurlar. Bu bilgiler ışığında değinilmesi gereken ikinci kavram ise gerçekliktir. Gerçek; algılanış biçimine, eğitime, dine, felsefeye göre birçok tanıma sahiptir. Çalışmanın irdelediği çerçevede ise gerçeklik algısı daha farklı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır.

Çünkü insanları ekran başında tutmak için özdeşleşme tek başına yeterli olmamaktadır. Çekilen filmi ya da okunan betiği gerçek insanlar gerçek olaylardan koparmadan sunulmasının başlıca nedenlerinden biri budur. İzleyici para verip bilet alarak bu işe bilinçli zaman ayırmıştır. Yani izleyeceği veya okuyacağı şeyin gerçek olmadığını bilir ama yine de gerçeklikten çok kopuk olan bir etkinlik görmek istemez. Bilimkurgu filmlerinde bile sorulan ilk şey “acaba bu filmde gördüğümüz şeyler gerçekte olabilir mi?” sorusudur.

Ancak tarihsel içerikli yapılan dizi veya filmlerde karşımıza başka sorunlar çıkmaktadır. Tabii ki bu işin doğası gereği özdeşleşme tarihi dizi veya filmlerde de geçerli olacaktır. Tarihsel içerikli işlerin yazım ya da çekim aşamasında diğer konular gibi basit bir yöntem belirlemek zordur. Çünkü kurmaca veya uyarlama işlerin olayları oldukça abartıp gerçekliği temel almadan yapılabilir. Ancak tarih olgusu gerçektir. Daha önce yaşanmıştır ve buna şahit olan kişiler, tarihi olayları kayda geçiren insanlar vardır. Bu yüzden bu kaynaklara uyulması daha sağlıklıdır. Tabii ki yazar ya da yönetmen bu olaya farklı hikâyeler, kişiler ekleyip çıkarabilir. Sonuçta dizi veya film bir izlencedir. Ancak izlenebilirlik adına belli olayların yok sayılması, anlam kaymalarına, yanlış bilgilere, dezenformasyona neden olabileceği gibi ideolojik çevrelerin kullanabileceği yönlere bile çekilebilir. Tarihi kaynaklara bağlı kalmamak yanlıştır. Çünkü insanlar günümüzde teknolojiden kazandığı hız ve kolaylık bağlamında oldukça tembelleşmiş ve hazır bilgiye alışmış bir durumdadır. Haliyle bu yapıdaki insanlar dizi veya filmleri izleyip sonradan kaynak araştırması yapıp sorgulayacak durumda değildir. 

Dizi ve Filmlerde Gerçeklik Olgusu

Gerçekliği düzenleme ya da yönlendirme konusunda temelde ilk kuramlar gerçekliğin filme alınmasından çok, yönetmenin ham malzemeyi işlemesiyle neler yapılabileceğini göz önünde tutan “dışavurumcu” kuramlardır. Sinema ve Gerçeklik Sinemanın bir dil oluğunu bize gösterenler ve bizi devingen bir sinema sanatı anlayışına yönlendirenler ise “biçimci” kuramcılardır. Biçimciler gerçekliği alıp dönüştürür, sanatın kendi gerçeğini yaratır. Gerçekçilik anlayışında doğa – sanat arasındaki ilişkide biçimcilerin aksine, “gerçekçi” sanat ve sinema savunucularının, “şiirselliği” var olanın “dönüştürülmesi” sürecinde değil, yansıtılması sürecinde buldukları görülür.(GÖK, 2007, s:116) 

Bazin, her zaman bir film görüntüsünün gerçeklik ile olan ilişkisiyle ilgilenmiştir. Sinemanın, gerçeklerin, yönetmenin ülküsüyle bütünleşmiş biçimde görüntülerle anlatımı olduğunu söyler. Kracaur, sinemanın doğal işlevinin teknik altyapısı dolayısıyla (kamera, pelikül, ses vb.) “gerçekliğin kaydedilmesi” ve aktarılması olduğunu vurgular. Yine Kracauer, sinemasal anlatıya en uygun düşen türün fotografik gerçeklik olduğunu söyler. Basit anlatı sineması onun vurguladığı biçimde fotoğrafla iç içedir ve öykülerinin “bulunmuş öykü” (kurgulanmak yerine keşfedilen) olmasına, hayatın içinden, gündelik yaşantıdan gelmesine ve en az müdahale ile “olduğu gibi” verilmesine önem verir. (GÖK, 2007, s:117)

Gök’ün de söylediği gibi öykünün olduğu gibi verilmesi düşüncesi bağlamında öyküye verilen değerin önemine atıf yapar. Haliyle öyküye bile bu derece önemli bakılmakta iken tarih ve tarihi olayı ekrana aktarırken daha özel ve nitelikli çalışılmalıdır. 

Marco Polo Dizisi

Marco Polo‘nun, Moğol İmparatoru ve Kağan’ı olan Kubilay Han‘ın sarayında yaşadığı ilk yıllardan esinlenmiş Amerika yapımı drama web televizyon serisidir. John Fusco tarafından yazılan ve oluşturulan dizinin baş rollerinde Lorenzo Richelmy Marco Polo’yu ve ana rolde Benedict Wong Kubilay Han’ı oynamaktadır. Yapımcılığını The Weinstein Company’nin yaptığı dizinin Netflix ile olan sözleşmesi 7 Ocak 2015’te yenilenerek 10 bölümlük ikinci sezonu 1 Temmuz 2016’da gösterime girdi. 12 Aralık 2016’da Netflix iki sezonun sonunda diziyi iptal ettiğini açıkladı. The Hollywood Reporter, raporuna göre dizi, Netflix’e iki sezonda 200 milyon dolar kaybettirdi. (Kaynak, 03.01.2019)

Ümit Burnu’na adını veren Marco Polo’nun gençlik yıllarını anlatan dizi, Polo’nun Venedikli bir tüccar olan babasıyla beraber Kubilay Han’ın egemenliğindeki Moğolistan’a gelişiyle başlıyor. Dönemin İpek Yolu ticareti onun hayatını derinden etkiliyor, ta ki dünyanın keşfedilmemiş  kısımlarına doğru zorlu bir yolculuğa çıkıp dünyanın güç dengelerini değiştirecek yeni bir yol bulana kadar. 13. yüzyılda geçen bu tarihi dizide dönemin savaşları, güç kavgaları ve saray entrikaları yanında sonradan adını dünyaya duyuracak bir gencin aşkları ve ümitleri ekrana geliyor.

Ünlü Venedikli gezginin gençlik yıllarını ekranlara getiren dizi, Kubilay Han’ın hüküm sürdüğü 13. yüzyıl Çin’inde geçmekte… (Kaynak, 03.01.2019)

Marco Polo Kimdir?

15 Eylül 1254 yılında Venedik’te zengin bir tüccarın oğlu olarak dünyaya gelen Marco Polo, bazı kaynaklar aslında Macar olduğunu ve Dalmaçya’nın Korcula adasında doğduğunu,

Bu ada o zaman Venedik protektorası olduğu için Venedikli ve İtalyan bilindiğini söyler.

Henüz 6 yaşındayken babası Niccolo Polo ve amcası Maffeo Polo ticaret için Çin’e gitmiştir. Bu sebeple de Marco Polo 6 yaşından 15 yaşına kadar babasının ve amcasının Çin’den dönüşlerini beklemiş, bu süre içinde de haliyle babasız büyümüştür. 1269 yılında tekrar Venedik’e gelen Polo kardeşler böylece Avrupa’dan Çin’e giden ilk insanlar olmuşlardır. Polo kardeşler 2 yıl sonra 1271 yılında  bir kez daha Çin’e gitmeye karar verdiler. Bu kez yanlarında Marco Polo’yu da götürdüler. Yaklaşık olarak 4 yıl süren yolculuk sonrasında 1275 yılının baharında Shangtu’ya vardıklarında Moğol İmparatorluğu en parlak dönemini yaşıyordu. Marco Polo bu dönem içinde Moğol İmparatoru Kubilay Han ile tanışmış ve ona uzun yıllar hizmetlerde bulunmuştur. Marco memleketine gittiği zaman Moğolları, Çin’i hatta gezip gördüğü yerler hakkındaki ilginç olayları ve bilgileri anlattı. Ancak Venedik ile Cenevizler arasındaki ticaret rekabete dönüşmüş, kısa süre sonra iki taraf arasın da savaş çıkmıştır. Bu savaşta Cenevizlilere esir düşen Marco Polo, burada bir yıla yakın hapis hayatı yaşadı ve kitabını da burada yazdı. 1299 yılındaki barış antlaşmasıyla evine dönen Marco Polo 45 yaşındaydı. Ve hiç evlenmemişti. Marco 5 yıl sonra Donata Badoer adında biriyle evlendi ve bu evlilikten 3 kızı oldu. Marco Polo 9 Ocak 1323 yılında ise hayata gözlerini yumdu.(Seyar, 2015, s:1)

Venedikli Marco Polo 13. yüzyılda kimsenin cesaret edemeyeceği Batı’nın hiç denecek kadar az tanıdığı Asya’ya, babası ve amcasıyla 3 sene süren serüvenli bir yolculuğa çıkmıştır ve bunu başarmıştır. Yol boyunca gördüğü ve duyduğu olayları, insanları, insanların geleneklerini ve şehirleri anlatmıştır. Bu anlatılanların en önemli özelliklerinden biri de 13. yüzyılın birçok ülkesi ve halkı hakkında oldukça geniş kapsamlı bilgiler vermiş, döneme ışık tutmuştur. Kubilay Han’ı tüm dünyaya hayranlık duyulan dost bir hükümdar olarak tanıtmış. Ve Kubilay Han’a yıllar boyunca hizmet etmiştir. Ülkesine dönerken bile zor bir görev üstlenmiş ve bunda da başarılı olmuştur. Ülkesine döndüğünde ise anlattıklarına önce pek inanılmamıştır. Yirmi beş yıl süren Çin gezisinin dönüşünde bir savaşta Cenevizlilere tutsak düşmüş, tutsak kaldığı dört yıl içinde gezi notlarına dayanarak hücre arkadaşı Rusticano’ya “Harikalar Kitabı” diye adlandırılan bu kitabı yazdırmıştır. Geniş ilgi gören bu kitabı, Cristof Colomb da okumuş ve elindeki nüshanın üzerine notlar yazmıştır. 1492’de gemilerinin burnunu batıya çevirdiği zaman amacı Marco Polo’nun söz ettiği ülkelere ulaşmaktı. 15. Yüzyıldan sonra özellikle coğrafi keşiflerle birlikte kitabı kâşiflere büyük rehberlik etmiştir. (Seyar, 2015, s:14)  

Dizideki Gerçekliğe Uygun Olmayan Bazı Kesitler

Öncelikle, Marco Polo babası ve amcasıyla Venedik’ten 1271’de ayrılıyor ve Kubilay Han‘ın yanına vardıkları tarih ise 1271-1275 arası olarak biliniyor, çoğu yerde en yüksek olasılık 1275 olarak geçiyor. Yani dizimiz bu tarihler arasında başlıyor ve ilerliyor. Senaristler bu arayı çok iyi değerlendirmiş.

1. Kubilay Han kardeşi Ariq Böke’yi 1266’da öldürüyor. Bu durumda Marco Polo’nun orada bulunma olasılığı bulunmamaktadır. 

2.O dönemdeki Song hanedanlığıyla yani Çin ile ilgili  imparatoriçe Xie’nin eşi Zhao Yun. Zhao Yun 1264’te ölüyor. Dizide Xie kocam bir evlat bıraktı diyor ve yeni imparator çocuk olan Zhao Xian’ı tanıtıyor. Xie’nin çocuğu yok, o yatakta ölen de kocası değil kocasından sonra imparator olan kocasının yeğeni Zhao Mengqi. O da 1274’te ölüyor. Çocuk olan imparator Zhao Xian da onun çocuğu. Yatakta ölen imparatorun karısı Xie değil imparatoriçe Quan olmalıydı.

3. Hundred Eyes son derece karizmatik karakter fakat kör olduğu ve iyi dövüştüğüyle ilgili bilgiler gerçek değildir. Bu kişi Kubilay’ın saf değiştirmiş güçlü bir kumandanı olarak biliniyor. 

4. Bir başka konu mancınığın Marco Polo tarafından Moğollara öğretilip Çin seddinin yine bir Avrupalı sayesinde geçildiği durumudur. Bu başlı başına bir uydurmadır. Mancınık zaten Çin’de bulunmuştur. 

5. Jingim adlı karakterin dizide; yeni eşi prenses Kokaçinin, kaynanası imparatoriçe Chabi’nin zorlaması ile uşağı ile ilişkiye girerek hamile kalması olayı Asya toplumlarındaki soya olan aşırı hassasiyet Avrupa kültürüne göre yorumlanmıştır ve bu da gerçekliğe uymamaktadır.

6. Belki de en önemlisi, Hashshashin bölümüyle ilgili bir sorundur.
Dizide Marco Polo’yu İran’a Kubilay Han göndermiş gibi gösterilmiş. Oysa seyahatnamesinde de geçer ki Marco Polo 1273’de Kubilay’a daha giderken Alamut Kalesi’nde bulunmuş ve gördüklerini “The Old Man of The Mountain” bölümünde anlatmıştır. Old Man olarak gördüğümüz adamı ve o sahneleri Marco Polo’nun gerçekteki anlatımına uygun gösterilmiştir. Fakat Old Man’i Marco aslında görmez, bıraktığı kalıntıları görür. Marco Polo’nun bahsettiği Old Man’in Hasan Sabbah olduğu düşünülmüş ve tartışılmıştır. Ancak daha sonra Rashid ad-din Sinan (Al Mualim) olduğu varsayılmaya başlanmıştır. Hatta Marco 1254’te doğduğu için bütün bunları görmediğini, uydurduğunu düşünen tarihçiler bile vardır. Hasan Sabbah da olsa Al Muallim de olsa bu kişiler 12. yüzyılda doğup ölmüşlerdir.

Günümüzde sanatın her dalında para kaygısı, alan içi yarışma, ün kazanma, popüler olma, sponsor bulma gibi sıkıntı denilecek düzeyde sanatı etkileyen durumlar olduğu apaçık ortadadır. Sanatınız veya işiniz her ne kadar nitelikli olursa olsun insanlar bu tip durumlarla yaşamaya üzücüde olsa alışmıştır. Konu özellikle dizi ve film olunca da durum değişmemekte hatta daha ciddi bir duruma evrilmektedir. Bugün dünyanın en iyi senaryosu bile yazılsa eğer para getirmeyecekse, reklam sinemalara giremeyecek, televizyonda gösterilmeyecek hatta onlardan evvel çekimi bile yapılmayacaktır. Bu bağlamda tarihi dizileri ele aldığımızda da tarihteki yeri ne kadar önemli olursa olsun bir konu veya bir kişi ele alınacaksa öncelik daha çok gelir getirecek, daha popüler olacak konu gözetilerek seçim yapılacaktır.

Bunu sorun olarak kabul etmeyip yok saydığımızda dahi bu konu veya olay eğer daha çok reklam, daha çok gelir getirecekse tekrar tekrar anlam bozumuna uğratılacak, gerçekten daha çok koparılacak ve insanlara bu şekilde sunulacaktır. Bu tam anlamıyla bir çatışkıdır. Özellikle çağımızda hazır bilgiye alışmış sorgulamayan insanlar burada verilen bilgilere inanmaktadır. Televizyonun, dizilerin, filmlerin etkisi hala çok büyüktür. Ülkemizden örnek vermek gerekirse Muhteşem Yüzyıl izleyen insanlar ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir padişahı kadın avcısı gibi görmekte ve inanmaktadır. Bu ülkede Kurtlar Vadisi öykülerinin, derin devletlerin, hatta Polat Alemdar’ın hala gerçek olabileceği sanılmaktadır. Dizilerin etkisi anlamında da örnek vermek gerekirse Kurtlar Vadisi dizisinde Süleyman Çakır karakterinin ölümünden sonra kılınan cenaze namazını ya da Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni’nin oğlunu boğdurduğu öğrenildikten sonra Şehzade Mustafa’nın mezarının ziyaretçi akınına uğramasını gösterebiliriz.

Oskay’a göre Televizyonun “Tarihi” bugünün insanına göre yeniden yazmasının, yani bugünün insanının zamanı ve mekânı algılama biçimine göre yapıntı bir tarih oluşturmasının başka bir örneği de gerçek tarih yerine, yerelselleşmiş (yerel olaylar etrafında gelişen) bir “Sözde Tarih”i getirip koyması oluyor. (Oskay,2010: 142-143, akt:Devran, Göksun, Okumuş, 2018: 171)

Bütün bu düşüncelerin aksine şu bakış açısıyla da bakmak gerekir; dizi ve filmler tabii ki izleyici açısından eğlenmek, zaman geçirmek, yapımcılar içinde para kazanmak için yapılmaktadır. Bu bağlamda dizi filmler de tamamen gerçeği yansıtmak yerine belli olaylara, kişilere odaklanabilir; izlenen şeyi daha çekici, daha güzel yapabilir. Sonuçta diziler veya filmler belgesel değildir. Kimseye bir şey öğretme iddiasında da değildir. 

Ancak yadsınamaz belirli gerçekler vardır. Diziler ve filmlerin özdeşleşmeye bağlı yönlendirici özellikleri göz ardı edilemez. Haliyle hiç kimse “Bu zaten bir dizi, izlenmesi için tarihi gerçekler başka yönleriyle ele farklı yorumlanıp çekilebilir.” diyemez, dememelidir. Yapımcı, senarist ya da dağıtıcı kim olursa olsun dizinin başında  “Bu dizide gördüğünüz kişiler, kurumlar, olaylar tamamen hayal ürünüdür.” veya “Gerçek kişilerden de esinlenilmiştir.” yazılarını ekleyerek zaten dizinin başlangıcında yazmıştık, bu sadece bir dizi deyip bunu savunma olarak kullanamaz. Gerçeğe uygun yapılmayacaksa özellikle büyük tarihi kişilikler ve onların eserleri, uyarlamalar bu konuda çok yıpratılabilir. Bu kişiler veya yazdıkları eserler anlamları dışında başka amaçlar için kullanılabilirler. En hafif tabirle ana öyküden koparılsa bile  bu yazarına veya tarihi kişiliğe saygısızlıktır. Çünkü dizilerin ve filmlerin bu anlam bozumlarını, eserin ana değerini ne kadar etkilediği, verdiği mesajı ne kadar değiştirdiğini ölçebilecek bir kurum veya kuruluş bulunmamakta ya da buna benzer bir kurum varsa bile görevini tam anlamıyla yerine getirmemektedir. Bu bozumun bir sonu yoktur. 

    Eğer tarihi bir konu, kişi; belgesel, film veya diziye aktarılacaksa yalnızca izlenebilirlik dolayısıyla da gelen para artsın da yazara, tarihi karakterin mesajına, anlatmak istediği ile ilgilenilmemesi saygısızlık dışında etik kurallara bile sığmaz durumdadır. Bu tip işler yapılırken gerekirse tarihçilerle, gerekirse arkeologlarla kısaca hangi uzmanlık alanı gerekliyse incelikle çalışılmalı ve bağımsız kurumlarla devlet bu gibi işleri denetlemelidir. Doğru olanın bu olduğundan kuşku yoktur. Özellikle de  söz konusu kendi ülkemizin tarihi kişilikleri; ülkemizin edebiyatçıları, şairleri; yurdumuzun tarihi yani ulusal değerlerimiz ise atılan her adım son derece dikkatli ve gerçeğe uygun olmalıdır.  

Hasan YÜCESOY

  • https://ip169.ozelip.com:10977