Reenkarne

Yazarın Gözünden: Reenkarnasyon

Reenkarnasyon, bilimsel tanımıyla ruhun göç etmesi olarak bilinen ve birçok dinde de kendine yer bulan mistik bir düşüncedir. Bu düşünceye göre kişi ilk hayatında yaptığı şeyler karşılığında öldükten sonra insan, hayvan veya bitki olarak yeniden dünyaya gelir. Yaklaşık 1 milyar birey, ruhunun sürekli olarak göç edeceğine inanmaktadır. Yakut Türklerinden Kızılderililere kadar birçok millet ruhun üç veyahut dört kez bu dünyaya yeniden geleceğini düşünmektedir. Reenkarnasyon yapıldığına ilişkin kanıtlar dahi gösterirler: dejavu, alakasız rüyalar, kâbuslar…

Şimdi tüm bu bilimsellikleri, tanımları bir kenara bırakıyorum. Reenkarnasyonun lügatimizde neden veya nasıl yer ettiğini düşündünüz mü hiç? İnsanlık bu fikre neden bu kadar inanmak istiyor? Ölümden korktuğu için ya da yok olmaktan korktuğu için mi? Değil. En azından kısmen saydıklarım değil. Takdir edersiniz ki hayat kimseye adil davranmıyor hatta adili geçtim, eşit dahi davranmıyor. Zor dönemlerden geçiyor, ağlıyor, üzülüyoruz. Hele de böyle dünyayı sallayan çılgın bir virüs varken! Çoğumuz yakınlarını kaybetti, ömründe yaşamadığı acıyı yaşadı belki de. Hâl böyleyken siz ölüp de bunca şeyin yalnızca anı olarak kalmasını ister misiniz? Şöyle diyeyim: “Bunca şey yaşadım; kırıldım, kırdım, üzüldüm, üzdüm… Bunların bir karşılığı yok mu?” düşüncesi tanıdık geldi mi? Karşılık deyince aklınıza sadece karma felsefesi gelmesin ha!

İşte, reenkarnasyon dediğimiz (bana göre karmaşıklık abidesi) olay bu düşüncelerden doğdu. Yok olmaktan, yapılan iyiliklerin yalnızca iyilik olarak kalmasından, ömrü törpüleyen bir sürü derdi çekmek için çekmiş olmaktan ölesiye korktuk. Dedik ki: “Etken rol oynamayacak isem bu yaşam bana neden verildi?” Sonra da gelsin ruh göçü düşüncesi. Kendimizce böyle bir şey çıkardık ortaya, adına ruh göçü dedik ve öyle bir inandık ki günlük yaşamda, “Önceki hayatında nasıl biriydin sen ya!” gibi cümleleri kullanmaya başladık. Hâlbuki adı geçen şey yalnızca bir önermeydi. Doğruluk değeri olup olmadığı bile sorgulanmadı ki sorgulanamazdı da. Kişi ruh göçü esnasında önceki yaşamına ait verileri hatırlamıyordu. Bu şekilde günümüze kadar geldi. Şöyle bir bakınca insanlık olarak yaşamı ne kadar sevdiğimizi görüyorum. Ölüm bizi ürkütüyor, o toprağın altı veya yakılmak içimizi donduruyor. İşbu adamlar düşünceyi sunarken tam on ikiden vurmuşlar! Oysa yaşadıklarımızın ne kadar özel olduğunu bir kavrayabilsek, zihnimize âdeta kazıdığımız hatıraların başka biri olduktan sonra değeri kalmadığını bir görebilsek… Hiç önemi kalmayacak tüm bunların!

Ne güzel demiş Gürgen Öz: “Küçük şeylerin değerini de onların en büyük zenginlik olduğunu da bilmek, gün geliyor sizin en büyük kurtarıcınız oluyor.” Kanımca bu söylenene inanmak -herkesin yaptığına kimse karışamaz, bu sadece benim düşüncem- reenkarnasyona inanmaktan daha hoşnut edici olabilir.

son feci mars

  • https://ip169.ozelip.com:10977