Sevgi

Daha küçücükken bazı şeyler öğretilmeye başlanır insanlara. Nasıl davranacağını, nasıl hareket edeceğini, nasıl düşüneceğini ve kimi sevebileceğini öğretir içinde yaşadığımız toplum. Eğer bu öğretilere rağmen bambaşka, hatta belki tam tersi duygularınız varsa o küçücük yaşta başlar işte kendinizle savaşınız.

“Sadece erkekler ve kadınlar birlikte olabilir.”

“Kadın kısmısı…”

“Erkekler ağlamaz. Erkek adam dediğin…”

“Bu erkek rengi, bu da kız rengi. Bu erkek oyuncağı, bu da kız oyuncağı.”

Çok basit, belki de yüzlerce kez duyduğumuz, kurduğumuz şu cümlelerin küçücük çocuklara, neler yapabileceğini düşünmüyoruz bile.

İlk kez kendimi bir kadına âşık olurken bulduğumda 9 yaşındaydım. 9 yaşındaki bir çocuk nasıl âşık olursa, öyle olmuştum. Sınıfın en güzel kızıydı Ezgi, çok zekiydi ve sarı uzun saçları vardı. Hep yanında olmak istiyordum. En yakınındaki ben olmak istiyordum, teneffüslerde onunla el ele gezen kız ben olmak istiyordum.

Bunları kimseye söylemedim çünkü o çocuk aklımla bile bunun “normal” olmadığını biliyordum. Erkekler ve kızlar birlikte olmalıydı. Kızlar ve kızlar değil. Ama onu çok seviyordum, evlilik hayalleri kuruyordum. Bunun imkânsız olduğunu bile bile seviyordum onu. İmkansızlığı düşündükçe içime kapanıyordum. Öfkeleniyordum, ben neden böyleyim? 

13 yaşıma geldiğimde artık bir şeylerin daha fazla farkına varmaya başlamıştım. Kadınlar beni heyecanlandırıyordu. Kadınlarla birlikte olmayı tercih ederdim. Ama bunun ne demek olduğunu hala tam olarak bilmiyordum. Bende bir yanlışlık vardı ve bunu düzeltmeliydim, ama nasıl? Yine aynı zamanlarda internette dolanırken bir habere denk geldim. Ellen DeGeneres ve Portia de Rossi çiftiyle ilgiliydi. O zamana kadar benim gibi başka insanların olduğunu hiç düşünmemiştim, sadece kendimi biliyordum ve bunun bir yanlış olduğunu. İkisinin fotoğrafına bakıyordum; iki yetişkin kadın, el ele. Bunu görmek beni ne kadar heyecanlandırmıştı anlatamam. Fakat sonra yorumları okumaya başladım. Okudukça nefesim kesiliyordu.

Lanetlenmiş.

Lut kavmi.

Cehennemde yanacaklar.

Dünyanın dengesini bozuyorlar. 

En fazla beş dakika dayanabilmişimdir sanırım yazanları okumaya, bana bir ömür gibi gelmişti. Evet, kötü ve yanlış olduğunu biliyordum ama bu kadar olduğunu düşünmemiştim. Allah beni lanetlediyse neden yaratmıştı? 

Muhafazakâr bir ailenin çocuğu olarak hep Allah’a, cennet ve cehenneme, sevaba ve günaha inanmıştım. Şimdi benim ne yaparsam yapayım ne kadar iyi bir insan olursam olayım “yanlış” cinsiyeti seven bir ruhum olduğu için cennete giremeyeceğimi söylüyorlardı. Ama ben kötü bir insan değildim ki? Yoksa öyle miydim?

Bu yaşlarımdan yetişkinliğe kadar olan zamanım kendimden nefret etmekle geçti. Ben yanlışım. Ben hastayım. Asla cennete gidemeyeceğim. Her şeyin en kötüsünü hak ediyorum. İyi olan hiçbir şeye sahip olamam çünkü ben iyi değilim.

Kimseye söyleyemiyordum. Kimse bilmiyordu. Her geçen gün bir işkence oluyordu. Artık internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla çok şey öğrenmiştim aslında. Bunun bir hastalık olmadığını, herkesin herkesi sevebileceğini, kötü bir insan olmadığımı söyleyen birçok kişi vardı dışarıda ama ekranı kapatıp da gerçek hayata döndüğümde okuduğum her şey yalan gibi geliyordu. Ben hala buradaydım ve o insanlar burada değildi.

İlk kez kendimi tamamıyla birine açıkladığımda 18 yaşındaydım. Kendimi kabullenmeye ve güzel insanların güzel sözlerine inanmaya başlamıştım. İstanbul’da onur yürüyüşü bile yapılmıştı o sene. 

Yeni tanıştığım arkadaşlarımdan biriydi o güzel kadın ve ben yine aşık olmuştum. Aslında geçirdiğimiz tüm o zamanlarda ona birçok kez bunun ipuçlarını vermiştim, çünkü hayatımda ilk kez birinin yanında kendimi bu kadar rahat hissediyordum. Artık dayanamıyordum ve söylemek zorundaydım. Bu arkadaşlığımızı bitirse bile söyleyecektim. Onun evinde yalnızdık o cumartesi günü. Gözlerine baktım. Seni seviyorum ama bildiğin şekilde değil dedim. “Nasıl yani?” diye sordu. Sana aşığım dedim. Korku ve iğrenme dolu gözlerle baktı bana. Ne diyeceğini bilemedi. Ben de belki onu bir şey deme zahmetine sokmak istemediğimden belki de diyeceklerinden korktuğumdan hiçbir şey demeden çıktım o evden. Onu sadece uzaktan gördüm o günden sonra. Ve kendime yeminler ettim bir daha asla kimseye söylemeyeceğim diye. 

Ben bugün toplumun tüm o boktan fikirlerine rağmen kim olduğumu biliyorum ve kendimi çok seviyorum. Yaşadığım tüm zorluklarla, başardıklarımla, hatalarımla, doğrularımla seviyorum kendimi. Bunu yapmak yıllarımı almış ve onlarca seans terapi gerektirmiş olsa da bunu coşkuyla kutluyorum. Hayat herkese zor ama bastırılan ve kabul görmeyenlere on kat daha zor. Daha fazla zorlaştırmayalım. 

Kendini kabul edemeyen, toplumun baskılarına boyun eğmek zorunda kalmış, sindirilmiş, yanlış yönlendirilmiş, kalıplara sokulmaya çalışılmış herkese şunu söylemek istiyorum: Yalnız ve yanlış değilsiniz.

 ️‍Onur ayımız kutlu olsun! 

00zero

  • https://ip169.ozelip.com:10977