Son Düzlük

Gece yarısı midem gurulduyor. Soda içsem geçer gibi. Ama ya açlıktansa? Açken uyumak zormuş. Zorlama açlık benimkisi. Mutfakta oyalanmaya gerek yok. Boş bekleyiş. Evet, karnın toksa boş yere beklememeli. Akşamdan kalanlar gece sigarasının altlığı için biraz abartılı. Dipte kalan kola sigaraya şerbetlik eder. Kendi kendimi ikna etmenin verdiği huzur ile uyurum şimdi. Tek engelim uykusuzluk. Gözlerimin kalan diğer yarısını da kapadım mı oldu bitti.  Yatağa uzanıp televizyon açmamak için başka sebep aramaya gerek yok.

                Spor yorumları mı? Uzatmayın… Ne konuşursan konuş! Ne kadar analiz yaparsan yap! Sonuç belli. Yani belli olacak işte. Alt tarafı bir hafta daha bekleyeceksin, maçlar oynanacak, skorlar belli olacak, sıralama, fikstür vs. Gerçekten bende heves kalmamış. Bende de değil sıkıntı. Veremiyorsunuz o enerjiyi. Kimi, neyi suçlasam? Takımlar mı, futbolcular mı, yorumcular mı? Yoksa futbol hep mi sıkıcıydı? Neyse! Değiştir…

                Oh bu sessizlik… Aradığım şey de bu! Belgesel şimdi var ya mis gibi gider. Bilgi yüklenmeye gerek yok. Bildiğim kadarıyla yakın zamanda bir bilgi yarışmasına katılmayacağım. Sırf bu yüzden ezber yapasım gelirdi. Hangi hayvan kaç saat uyur, tek batımda kaç tane doğurur? Diğer hayvanlardan sizi ayıran en ayırt edici farklılık neydi? Çıksa çıksa buralardan gelir soru. Nasıl iletişim kuruyorlar? Saldığınız kokular hep mi edp? Kalıcılığı yüksek olmadığı için mi sınırları sürekli işaretlemeler? Bu da soru olarak çıkmaz. Ama sadece merak etmiştim. Sen ey belgeselci! Burada bunu demek istiyor diye adım adım açıklamalı gitsek ya beraber. Sesler güzel oluyor. Doğadan sesler. En sevdiğim de anlatıcının sesi. Ninni gibi…

                Ben yeşilliği seviyorum aslında. Saman mı ot mu derseniz, yeşillikçiyim. Samanı kuru kuru yutması zor. Su içince şişirmesi de ayrı bir dert. Yeşil de olsa her gün her gün yemenin verdiği bir bıkkınlık var. En sevdiğim bahar ilkbahar. Araya karışan çiçeklerin ota kattığı bir aroma var. Çiçek balı da olabilir. Çatır çutur yiyorum bir iştahla. En komiği de balımı sömüren arıya denk geldiğimde hiç acımadan yutmam. Bazen dilim şişebiliyor. Gülüp geçmeye bile zaman yok. İşkembeyi doldurmak kolay değil. Benim tadım da mevsimden mevsime değişiyor mu bilmek isterdim. Tam da şu anda çok lezzetli olduğuma yemin edebilirim. Her kuşun eti yenmez. Hele benim gibi atletik bir zebranın. Yine de görünmez olmak isterdim. Benimki doğada kanser olmak gibi bir şey. Sırıtmayacağım bir yer varsa maç günü Beşiktaş civarları olurdu.

                Ta ta ta tam. Evet yakalandın. Ben değil sen. O kafanı kaldırdın mı bir kere aynı hızda görürüm ben. Napıyoruz?  Üçe kadar sayıyor muyuz? Ha ha sen bilirsin… Yorulmaya hazır ol! Hızlı koştuğumu söylemiş miydim? Farkı açarım demiştim. Uçuyorum yüksekten. Aramız açılıyor bak istersen averaja ha ha. Bir dakika hop hop hop. Temas yok. Kaç kişisiniz ulan? Yavaş ol yırtacan deriyi…

                Bunlar küçük ağaçlar mı dalları olmayan? İlk kez çimenleri yataydan görüyorum. Diğer gözüm de toprağa bakıyor. Bakmak denirse tabii. Tamamen toprakla buluşmuş halde. Yorgunluk çöktü üzerime ama dinlenmek için uygun bir an değil bu. Dört bir yanımı hırıltılar sarmış. Kesif bir et kokusu. En son merak edeceğim şey değildi et kokusu. Nefesin et kokuyorsa ey aslan, yiyip de gelen sen misin? Amacın ne? Arkadaşlarına eşlik etmen mi? Az bir düşünsen… İçgüdülerinize teslim olmuş zavallılarsınız. Ben etten anlamam. Yaş ve kuru otun kokusunu bilirim. Bir de libidal sidiğin.

                Tereddüt etmenin anlamı yoktu. Boşta kalan bacağımı boşlukta savuruyordum. Üç-pasta önüne top konsa üstten auta gönderirdim. Öyle bir anlamsızlığa gömüldüm. Rakiplerim dişlerini geçirmiş pes etmemi bekliyorlar. Yapabileceğim her şeyi yapmış mıydım? Genel anlamda hayatı sorgulama aşaması bu değil. Son haftaya kadar lider gelip şampiyonluğu kaçırmaya daha yakın bir duygu. Pes etmiyorum. Karakterime yakışmaz bir kere! Sonucun değişmeyeceğini düşünmek pes etmek mi oluyordu diye kafamda deli sorular. Kazanamayacağım bir savaşa daha önce girmemiştim. Girmek de istemedim hiç. Ama şimdi tam ortasındayım. Yapmam gereken tek şey beklemek. Ve beklemek için de hiçbir şey yapmak gerekmiyor. En iyisi düşünmemek. Sonumu düşünerek nereye varabilirim? Varacağım yeri mi düşünmeli? Merak işte. Oradan ne kadar süre uzaktayım. Zorunlu kararım gitmek. Boştaki bacağımı sallamazsam bir adım ilerisine geçebilirim. Heyecan duyamayacak kadar yorgunum. Çimenleri son kez koklayarak yolculuğuma hazır hissettim. Artık durması gereken bir kalbim, düşüncelerim ve nefesim var.

                Bekliyorum. Bekliyorum. Bekliyorum… Doğadaki ez zeki tür olmadığıma göre, zamanın üstüne düşünmek de bana vazife değil. İşinin ehli olmayan bir grup aslanın pençesine düştüğüm için yerinmedim değil. Ben daha iyilerine layığım. Ara ara hissettiğim bedenimde belli belirsiz diş ve tırnak izleri. Beslenme zincirinde halka değiştiriyorum. Vejetaryenlikten kurtulmaya sevinebilirim. Sesler azaldı. Sonrasında da kesildi. Tüm sıcaklığımı kaybettim Afrika düzlüklerinde. Üstümdeki ağırlıktan sıyrıldım. Bu hafiflik ile göğe yükseliyorum. Altımda tam bir Rönesans tablosu. Kırmızının bana yakışacağını düşünmezdim. Deplasman rengim olabilir. Siyah çizgilerimden sıyrılıp bembeyaz bir ruh oluverdim. Bulutların arasından gelen ışığa doğru baktım. Bana bakan bir sürü kafalar. Kimilerinin alnında tek boynuz, kimilerinde renkli renkli yele. Vaat edilen pony’ler. Gerçekmiş. Burası eşşekler cenneti. Gökyüzünde son anlarım. Hemen yanımdan bir kartal geçiyor. Dikkatli baktığımda pençelerinin arasında bir aslan yavrusunu yuvasına doğru taşıdığını görüyorum. Az ilerde de yuvası. Yavruların bağrışları geliyor. Çok aç oldukları belli. Sırayla birbirlerine sesleniyorlar:

-Siyah!

-Beyaz!

-Şampiyon!

-Beşiktaş!

fuzzy lee

  • https://ip169.ozelip.com:10977