Teleskoplar

Geçmişten günümüze uzay çalışmalarının çok ilerlediğini görüyoruz. Elbette bunda kullandığımız teleskopların büyük payı var. Bu nedenle teleskoplara şöyle bir göz atmak, uzay çalışmalarına ilgisi olanlar için keyif verici olabilir.

Teleskopların tarihi 15 ve 16. yüzyıllara kadar uzanır. Başlarda mercekleri kullanarak cisimleri olduğundan daha büyük görmemizi sağlayan mikroskop, gözlük gibi optik aletler çıktı ortaya. Daha sonra cisimleri olduğundan daha yakında görebilmek için kullandığımız dürbün adlı araçlar geliştirildi. Dürbünün ortaya çıkışı, esasında teleskopların da temelinin atılması anlamına geliyordu. Avrupalı bir gözlük üreticisi olan Hans Lipperhey (Johann Lippershey olarak da tanınır.), iki merceği arka arkaya yerleştirerek görüntüyü büyütmeyi akıl eden ilk kişi olarak tarihe geçmişti. Aslında Lipperhey, bu iş için patent almayı akıl eden ilk kişi oldu. Bu nedenle eğer kendisinden önce bir dürbün fikri geliştiren olmuşsa da tarih ne yazık ki kendisini tanımıyor bile.

Fikir ilk kez kimden çıkmış olursa olsun, bu durum dürbünlerin öncelikli kullanım amacını değiştirmedi: askerî amaçlar. Ancak bir yıl sonra yani 1609 yılında Galileo Galilei bu icatla gökyüzüne bakma fikrini hayata geçiren ilk kişi oldu. Kendisinden önceki gök bilimcilerin çıplak gözle yaptığı gözlem sonuçlarında hatalar olduğunu görmüştü ve kendi icat ettiği optik bir aletle ilk kez Ay’a baktı. Gördükleri karşısında oldukça heyecanlanmış olmalı çünkü o güne dek Ay’ın pürüzsüz bir yüzey olduğu sanılıyordu. Oysa Galileo, Ay yüzeyindeki çukurları, tepeleri görebiliyordu. Bu ilk heyecanın ardından diğer gezegenlere de bakmaya ve onlar hakkında o güne dek ortaya atılmış bazı bilgilerin yanlışlığını ve eksikliğini görmeye başladı. Özellikle Jüpiter gözlemleri, Galileo Uyduları adlı dört uydunun keşfinde, astronomi tarihinde çok önemli bir yer tutar.

Elbette bu ilk teleskop kusursuz değildi. Merceklerde görülen optik hatalar, bu teleskopta da mevcuttu. Johannes Kepler, René Descartes, Christiaan Huygens, James Gregory, Isaac Newton, Laurent Cassegrain, William Herschell… Gök bilimiyle ilgilenen herkesin yakından tanıdığı bu isimlerin hepsi, bu ilk teleskobun kusurlarını ve eksiklerini gidermek için farklı çalışmalar yapmış ve kendi teleskop tasarımlarını geliştirmişti. Bugün Newton tipi yahut Cassegrain tipi teleskop diye adlandırarak kullandığımız teleskop çeşitleri, 17 ve 19. yüzyıl arasında yapılan bu çalışmaların ürünüdür.

Günümüzde çok çeşitli amaçlara yönelik gelişmiş teleskoplar üretiliyor. Bunların bir kısmı amatör gözlemciler tarafından kullanılan küçük teleskoplar, bir kısmı vadilerin içine, dağların tepelerine inşa edilen dev teleskoplar, bir kısmı da atmosferin ötesine, uzaya gönderilen teleskoplar… İçlerinde görünür ışık üzerinden bilgi edindiğimiz optik teleskoplar da var, insan gözünün göremediği farklı dalga boyları üzerinden ölçümler yapan teleskoplar da… Evreni anlamak konusunda attığımız her adımda hepsinin payı var.

Teleskoplar nasıl çalışır?

Türleri ne olursa olsun bütün teleskoplarda ortak olan hedefler vardır: gözlenen cismi gece boyunca gözleyecek bir takip sistemine sahip olmak ve olabildiğinde çok ışık toplayarak bu ışığı belirli bir noktada odaklamak. Bu iki önemli koşula kısaca göz atalım.

Gökyüzünde gördüğümüz hiçbir şey sabit değildir. Geceleri gökyüzünü izlemeyi seven biriyseniz belirli bir saatte bir noktada gördüğünüz bir yıldızı, hatta daha da belirgin olarak Ay’ı, birkaç saat sonra aynı yerde görmediğinizi fark etmişsinizdir. Bu durum, Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönme hareketinin bir sonucudur. Bu nedenle eğer bir gök cismi hakkında bilgi edinmek için ondan gelen ışığı toplamak istiyorsak cismin saatler boyunca yaptığı bu hareketi dikkate almak zorundayız. Eğer teleskobumuz sabit bir noktaya gözünü dikerse bunu yapamayız.

Peki, bunu nasıl yapacağız? Teleskobun kendi ekseni etrafındaki dönüş hareketini Dünya’nın dönüş yönünün tersine doğru ve aynı hızda ayarlayarak. Tabii bunu yaparken teleskobun ve Dünya’nın dönme eksenlerinin de birbirine paralel olması gerekir. Evlerimizde kullandığımız bazı teleskop türlerinde bu olay, teleskobun üzerinde bulunan iki farklı kolu sürekli olarak ayarlamak suretiyle sağlanır. Ancak bu işin bilgisayarlar aracılığı ile otomatik olarak yapıldığı teleskop çeşitleri de vardır. Özellikle gözlemevlerinde kullanılan büyük teleskoplarda bu işi bilgisayarlara bırakmak akıllıca olacaktır.

Gelelim ışığı toplama ve odaklama konusuna… Kuralımız şudur: Ne kadar büyük teleskop çapı (Ki buna objektif ya da açıklık da deriz.), o kadar fazla ışık! Bir nevi “Ne kadar ekmek, o kadar köfte.” durumu… Tabii bunun da bir sınırı var. Sonsuz büyüklükte yahut bir şehir büyüklüğünde bir teleskop çapı elde edemeyiz. Buna benzer işler yapmanın farklı yolları var. Örneğin birkaç parçadan oluşan aynaları tek bir ayna gibi yan yana koyarak birkaç metrelik çapa sahip teleskoplar kullanmak yahut dünya üzerinde bir “teleskop ağı” kurarak neredeyse dünya büyüklüğünde bir teleskop elde etmek. Ancak bunlar başka bir yazının konusu olsun.

Gökyüzündeki cisimlerin parlaklıkları birbirinden farklıdır. Bu nedenle örneğin Ay’ı görmek için fazla zahmete girmemize gerek olmasa da çok sönük bir yıldızı görmek için ondan gelen ışığın mümkün olduğunca fazla ve uzun süreli şekilde toplanması gerekir. Fotoğrafçılıkta “uzun pozlama” olarak adlandırılan bu olay sayesinde sönük cisimler hakkında da bilgi edinebiliriz. Bu olay aslında Ay’da çekilen fotoğraflarda yıldızların neden bulunmadığı sorusunun da cevabıdır. Siz gökyüzüne baktığınızda birçok yıldız görebilirsiniz. Fakat cep telefonu ile bir kare yakalamak istediğinizde yıldızların o karede çıkmadığını görürsünüz. İşte bunun nedeni de bir anlık bakış ile uzun pozlama arasındaki farktır.

Tabii ki teleskoplar bu kadar kısa yazılarla açıklanabilecek aletler değil. Yapılış ve çalışma prensiplerine, kullandıkları optik aletlere, kullanılış amaçlarına ve başka birçok özelliklerine göre hepsini detaylı olarak incelemek mümkün. O nedenle yazıyı daha fazla uzatmadan konuyu Kanadalı Yazar Manly Palmer Hall’ün bir sözüyle bitireyim:

“Mikroskop bize önemimizi gösterdi, teleskop ise önemsizliğimizi…”

meja

  • https://ip169.ozelip.com:10977