Yaşamayı Unutmak

Ben her şeyin ulaşılabilir olduğunu öğrenmek için her şeye ulaşmayı beklemedim. Bir gün dolmuşa bindim. Gideceğim yere varmama en az yirmi beş dakika vardı. Bekledim, yolu izledim. Gideceğim yere vardığımda buraya gelmenin hayalini yirmi beş dakika önce kurduğumu hatırlattım kendime. Şimdi buradaydım. Az önce gelecek uzaktayken şimdi geçmiş bana uzaktı. Az önce geleceği beklerken şimdi geçmişi anıyordum. Bu yalnızca yirmi beş dakikalık süreçler için geçerli de değil.

 İnsanız, hep gelecek bir tarihi anar ve henüz o günün gelmesine ne kadar çok olduğunu söylenir dururuz. Süreçler gözümüzde büyüdükçe büyür. O günlere ulaştığımızda ise bir şeyi yapmayı unuturuz işte. Geriye dönüp, zamanın ne kadar hızlı geçtiğini görmeyi, anlamayı unuturuz. O gün geldiğinde ise başka günlerin gelmesini isteriz. Ömrümüz geleceğin gelmesini istemekle geçer hep. Aslında her şey bitiyor. Günler, haftalar, aylar bitiyor. Yüzlerce doğum günü, yüzlerce bayram kutluyoruz. Yüzlerce de yas tutuyoruz. Ne yazık ki ömrümüzün ne çabuk bittiğini bir türlü göremiyoruz. Şuan geldiğiniz yaşa bakın ve geriye dönün. Bu yaşa gelmeyi hiç hayal etmediniz mi? Hiç demediniz mi bu yaşa ne zaman geleceğim ben diye. İşte geldiniz. Şimdi ise yaşamadığınız senelerin hayalini kuruyorsunuz. Yirmi yaşında iseniz otuzun, kırk yaşında iseniz ellinin. Siz isteseniz de istemeseniz de o günler geliyor ve geçiyor. İstemek bu durumda hiç bir işe yaramıyor. Zamanı durduramıyoruz, akıp gidiyor. Bu akan zamanın tutsağı olan bizler ise gelecekten kaçamıyoruz. Bu yüzden yol alırken ara sıra etrafınıza bakın. Neredeyim, nereye gidiyorum diye.        

İnsan anın kıymetini bilmiyor. Hep uzaktakini gözlüyor. Gözleye gözleye ömrünü tüketiyor. Bedenin yaşlansa bile sen aynı sensin. Eskiyorsun. Yaşa. Yaşamayı unutma. Ne yere bak ne göğe, karşına bak.

Merve Yılmaz/İzmir

  • https://ip169.ozelip.com:10977